LETOON’A VE LETO’NUN HÂFIZASINA YAPILAN VEFÂSIZLIK.
LETOON’A VE LETO’NUN HÂFIZASINA YAPILAN VEFÂSIZLIK.
VEFÂ...
LETOON’A VE LETO’NUN HÂFIZASINA YAPILAN VEFÂSIZLIK.
Bir medeniyetin büyüklüğü, yalnızca meydana getirdiği eserlerle değil; kendisine emânet edilen değerlere gösterdiği vefâ ile ölçülür.
Kaş, Patara, Ksanthos ve Letoon çevresi; yalnızca denizi, tabiatı ve arkeolojik kalıntılarıyla değil, binlerce yıllık kültürlerin birbirine temas ettiği eşsiz bir medeniyet coğrafyasıdır.
Bu coğrafyanın en önemli merkezlerinden biri olan Letoon, Tanrıça Leto ile çocukları Apollon ve Artemis’e adanmış tapınaklarıyla tanınmaktadır.
Ancak Letoon’un değeri, birkaç tapınak kalıntısından ibâret değildir.
Burası; suyun, analığın, bereketin, tabiatın, eski dillerin ve mitolojik anlatıların bir araya geldiği büyük bir hâfıza merkezidir.
Lykçe, Yunanca ve Aramca yazıtların aynı alanda bulunması, Letoon’un farklı toplumların birbirini duyduğu ve aynı mekânda iz bıraktığı önemli bir kültür kavşağı olduğunu göstermektedir.
Lykçe yazıtlarda Leto’nun “kutsal alanın anası” olarak anılması da boşuna değildir.
Leto, bu topraklarda yalnızca bir tapınakta duran tanrıça tasviri değildir.
O; suyun başındaki ana fikri, doğumu, korunmayı, merhameti ve bereketi temsil etmektedir.
Leto’nun su içmesine engel olan köylüleri kurbağaya dönüştürdüğünü anlatan efsâne, yüzyıllar sonra Fransa’daki Versay Sarayı’nın ünlü Latona Çeşmesi’ne konu olmuştur.
Dünya, Leto’nun hikâyesini almış; onu saray bahçelerinde çeşmelere, heykellere ve sanat eserlerine dönüştürmüştür.
Fakat hikâyenin doğduğu Letoon, kendi coğrafyasında yeterince anlatılamamış ve hak ettiği ilgiyi görememiştir.
Versay’daki taştan kurbağalar dünya çapında tanınırken, Letoon’daki gerçek kurbağaların, kaplumbağaların, su kaynaklarının ve sazlıkların kültürel mîrâsın bir parçası olduğu çoğu zaman unutulmuştur.
İşte Leto’ya yapılan asıl vefâsızlık budur.
Bu vefâsızlık, yalnızca eski bir tanrıçanın unutulması değil, bir coğrafyanın kendi hikâyesine, kendi suyuna, kendi tabiatına ve kendi hâfızasına yabancılaşmasıdır.
Letoon’un yalnızca taşlarını koruyup suyunu, sulak alanlarını ve canlılarını kaybetmek; bedeni saklayıp ruhu yok etmek demektir.
Çünkü Leto efsânesi, o suyun ve tabiatın içinde doğmuştur.
Kurbağaları, kaplumbağaları, sazlıkları ve kaynakları görmeden Letoon’u anlamak mümkün değildir.
Bölgedeki eski yer adları da bu çok katmanlı hâfızanın parçalarıdır.
Kaş yakınındaki Ağullu köyünün eski adlarının Yunanca “aule”, Türkçe “avlu” ve “ağıl” kelimeleriyle kurduğu muhtemel bağ, farklı dillerin ve toplumların yüzyıllar boyunca birbirinin içinde nasıl yaşamaya devam ettiğini göstermektedir.
Letoon’un Lykçe yer adı olduğu düşünülen Pñtr- ile Hattuşa’da belgelenen Pantarwanta adı arasındaki benzerlik ise bölgenin Hitit ve Luwi dünyasıyla olan eski bağlarını yeniden düşündürmektedir.
Bütün bunlar bize açık bir sorumluluk yüklemektedir.
Leto’ya vefâ göstermek; ona tapınmak değil, onun etrafında oluşan kültürel hâfızaya sâhip çıkmaktır.
Letoon’un suyunu korumaktır.
Sulak alanlarını ve canlılarını yaşatmaktır.
Kazıları ve ilmî çalışmaları desteklemektir.
Bulunan yazıtları halka anlaşılır bir dille anlatmaktır.
Bölgenin çocuklarına, üzerinde yaşadıkları toprağın hikâyesini öğretmektir.
Kaş, Patara, Ksanthos ve Letoon’u birbirinden kopuk turistik duraklar olarak değil, aynı büyük medeniyet yolunun parçaları olarak görmektir.
Leto’nun hikâyesi tiyatroyla, müzikle, anlatıcılıkla ve yaşayan müzecilik anlayışıyla yeniden hayat bulmalıdır.
Bölgenin kadınları, çiftçileri, arıcıları, balıkçıları, sanatçıları ve gençleri bu kültürel mîrâsın korunmasına katılmalıdır.
Çünkü bu hikâye yalnızca arkeologların ve mitoloji araştırmacılarının değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak emânetidir.
Versay’daki Latona Çeşmesi elbette değerlidir.
Fakat önce Letoon değerlidir.
Çünkü o çeşmeye ilham veren hikâye bu topraklarda doğmuştur.
Versay’daki taş kurbağalara hayranlıkla bakarken, Letoon’un gerçek kurbağalarını, suyunu, sazlıklarını ve hâfızasını kaybetmemeliyiz.
Letoon’a yeniden bakmanın zamanı gelmiştir.
Onu geçmişten kalmış sessiz bir harâbe olarak değil, hâlâ nefes alan bir kültür ve tabiat alanı olarak görmeliyiz.
Çünkü bazı vefâsızlıklar yalnızca geçmişi incitmez,
geleceği de yoksullaştırır.
Leto binlerce yıldır burada beklemektedir.
Suyun başında…
Kurbağaların sesinde…
Taşların sessizliğinde…
Ve bize hâlâ aynı soruyu sormaktadır.
“Bütün dünyaya ulaşan hikâyeme, kendi yurdumda kim sâhip çıkacak..?”
Kültürel Miras Seferberliği *


Benzer Haberler
LETOON’A VE LETO’NUN HÂFIZASINA YAPILAN VEFÂSIZLIK.
Kaş'ta Dünya Çevre Günü
Kaş Uluslararası Film Festivali
Kalkan'ın büyük başarısı.
ANSET soruşturmasında 14 şüpheli tutuklandı
AMATÖR DENİZCİ BELGESİ ARTIK ÇOK KOLAY!
Sanat ve Yürüyüş Kaş’ta PATH/MİRAS Projesinde Buluşuyor
Bigthermal Spa & Resort: Türkiye’nin En Büyük Spa Deneyimi, En Yeşil ve En Oksijen Dolu Yaşam Alanı