BUZDAĞININ ÜSTÜ: OKULLARDAKİ ŞİDDET
Psikolog Dr. Saadet Elevli
BUZDAĞININ ÜSTÜ: OKULLARDAKİ ŞİDDET
Son yaşanan okul saldırılarını sadece “şiddet” başlığıyla okumak, buzdağının sadece görünen kısmına bakmaktır. Asıl mesele, o buzdağını besleyen görünmez çatlaklarda saklıdır.
İçinde bulunduğumuz çağda okullar artık sadece bilgi aktarılan yerler değil; çocukların görünme, değerli hissetme ve var olma mücadelesi verdiği sahnelere dönüşmüştür. Ve bazı çocuklar, bu sahnede kendilerine bir yer bulamadıklarında, sesi duyulmayan bir çığlık atıyorlar—kimi zaman bu çığlık, şiddet olarak yankılanıyor, kimi zaman bir intihar eylemi olarak gün yüzüne ortaya çıkabiliyor.
Şunu görmeden ilerleyemeyiz:
Şiddet, kişinin kendine zarar verme ya da bir diğerine zarar verme eylemi, çoğu zaman bir “niyet” değil, içinde aynı zamanda bir “dil” de barındırmaktadır. Biz yetişkinler bu dili okuyamadan ve anlayamadan, sorun çözümü eksik kalacak ve farklı versiyonlarla şiddet devam edecektir… Bu dil, kelimeleri elinden alınmış, duyguları küçümsenmiş, görülmemiş bir çocuğun dilidir. Her insan yavrusu dünyaya boş bir sayfayla gelir…
Tam da bu noktada, kadim bir söz meseleyi çarpıcı biçimde özetler:
“Bir Afrika kabilesinde şöyle bir söz vardır. Der ki;
Köyü tarafından sevilmeyen çocuk, sonunda o sevgi sıcaklığını hissetmek için köyünü yakar.”
Bugün saldırgan dediğimiz çocuklar, çoğu zaman dün duygusal olarak ihmal edilmiş, sınırları sağlıklı çizilmemiş, öfkesiyle baş etmeyi hiç öğrenmemiş çocuklardı. Ama biz toplumsal olarak hep son sahneye bakıyoruz; ilk perdenin nasıl başladığını sorgulamayı unutuyoruz…
Bir başka kritik kör nokta ise şu: Toplum olarak başarıyı yücelttik, duyguyu ihmal ettik.
Notlar konuşuldu, ama hisler susturuldu. Disiplin öğretildi, ama duygu düzenleme öğretilmedi.
Bir diğer mesele de yalnızlık. Kalabalık sınıfların içinde büyüyen ama psikolojik olarak yalnız olan bir nesil var. Dijital olarak bağlı, duygusal olarak kopuk. Arkadaş listeleri uzun, ama gerçek temasları yüzeysel.
Ve yalnızlık, doğru işlenmediğinde, insanın kendi içine yönelttiği öfkeyi dışarıya taşır.
Burada ailelere, eğitim sistemine ve topluma düşen sorumluluk çok net:
Çocuklara sadece “nasıl başarılı olunur” değil,
“nasıl hissedilir”,
“nasıl ifade edilir”,
“nasıl sakinleşilir” de öğretilmeli.
Çünkü duygu düzenleme öğrenilmezse, davranış kontrolü beklemek gerçekçi değildir.
Bugün yaşanan bu olaylar bir “sonuç.” Ve her sonuç, görmezden gelinen bir sürecin çocuğudur. Eğer sadece güvenlik önlemlerini artırırsak, ama çocukların iç dünyasına dokunmazsak, kapıları kilitleriz, öfkeyi değil…
Toplum olarak belki de en zor ama en gerekli soruyla yüzleşme zamanı:
Biz gerçekten çocukları mı büyütüyoruz, yoksa sadece davranışlarını mı kontrol etmeye çalışıyoruz? Çünkü görülmeyen her çocuk, bir gün kendini göstermek için daha sert yollar seçebilir. Bu yüzden şiddeti durdurmak istiyorsak, öncelikle şiddeti doğuran sebepleri de görebilmeyi öğrenmeliyiz. Bu gün yaşadıklarımız buz dağının sadece üstüdür, sorunun çözümü buz dağının altını görebilmek ve buna yönelik çözümler üretebilmektir.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor: Şiddet, sadece bireysel bir problem değil, sistemik bir göstergedir. Yani çözüm de sadece çocuğu “düzeltmek” değil, çevresini dönüştürmekten geçer.
1. Duygusal okuryazarlık eğitimi şart.
Okullarda matematik kadar sistematik bir şekilde duygu tanıma, ifade etme ve düzenleme becerileri öğretilmeli. Çocuklar “ne hissediyorum?” sorusuna cevap verebilmeli.
2. Ailelere psikoeğitim verilmeden bu sorun çözülmez.
Birçok ebeveyn, iyi niyetle ama yanlış yöntemlerle çocuklarının duygularını bastırıyor.
Ebeveynlere sınır koyma ile duyguyu kabul etme arasındaki fark öğretilmeli.
3. Okullarda psikolojik güven iklimi oluşturulmalı.
Sadece akademik başarıyı ödüllendiren değil, duygusal ifade alanı açan bir sistem kurulmalı.
Bir çocuk hata yaptığında cezadan önce anlaşılmayı deneyimlemeli.
4. Erken uyarı sistemleri kurulmalı.
İçe kapanma, ani öfke patlamaları, sosyal izolasyon gibi belirtiler ciddiye alınmalı.
Bu sinyaller “ergenliktir geçer” diye geçiştirilmemeli.
5. Aidiyet duygusu bilinçli olarak inşa edilmeli.
Her çocuk bir grubun, bir sınıfın, bir topluluğun parçası olduğunu hissetmeli.
Çünkü aidiyet, şiddetin en güçlü panzehirlerinden biridir.
Ve belki de en önemlisi:
Çocuklara sadece nasıl “doğru davranacakları” değil, yanlış yaptıklarında da nasıl “insan kalacakları” öğretilmeli.
Çünkü mesele hatasız bireyler yetiştirmek değil, duygularıyla temas kurabilen bireyler yetiştirmek.
Bugün yaşanan her şiddet olayı, bize şunu söylüyor: Bir yerlerde bir çocuk, uzun süredir duyulmuyor.
Ve duyulmayan her duygu, bir gün kendini daha yüksek bir sesle ifade eder.
Mesele o sesi bastırmak değil, o ses çıkmadan önce duyabilmekte.

 

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Puan Durumu

# Takım O G B M A Y AV Puan
1Kaşspor106221810820
2Antalyaspor105321512318
3Finikespor104241214-214

Kas Nöbetçi Eczaneler

Doğa Eczanesi
0242 123 45 67
Menteşe Mah. Şehitler Cd. No:35


Kavuklu Eczanesi
0242 234 56 78
Ova Mah. Atatürk Bul. No:4


Orkide Eczanesi
0242 345 67 89
Andifli Mah. Çukurbağlılar Sok. No:32/C


Anket

E-Bülten Aboneliği